. ~*~ . GÜLNEVAYA HOŞGELDiNiZ . ~*~ .

Image Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.us
gül

Image Hosted by ImageShack.us

ZİYARETÇİ DEFTERİ

ZIYARETCI DEFTERIME YAZMAK ICIN TIKLA

GÜLNEVAM - Blogcu



PAPATYALAR

Image Hosted by ImageShack.us

Yorum (4) Yorum yaz!

Mutluluk----''Mutluluk her yerdedir, bulabilene...'&

 

'Die

İnsanların hayatları boyunca olmazsa olmazlarından en önemlisidir mutluluk. Ve en kolay yoldan elde edilenidir.

Mutluluk bazen bir çocuk gülümsemesi olarak çıkar karşımıza, bazen bir büyüğün duasıdır... Onu okuduğumuz kitapta, izlediğimiz filmde buluruz. Bize o kadar yakındır ki... Hem reddedemeyeceğimiz kadar yakın... Zaten kim istemez ki mutluluğu...

Mutluluk, bazen kötünün iyisini görebilmektir. En zor anda bile sabredebilmektir. Ağlamaktır, bazen ama çoğu zaman gülmektir.

İnsanları sevmektir mutluluk ve sevinçleri paylaşmaktır. Bazen başarıdır, istediğini elde edebilmektir. Bazen de isteyip de elde etmediği takdirde bunun daha hayırlı oluğunu düşünüp sabretmektir.

Her insanın sahip olabileceği bir şeydir mutluluk ve bu sadece o insanın elindedir. Aslında mutluluk her yerdedir, bulabilene...

 

Yorum (3) Yorum yaz!

Ağlamak: Duyguların suyu

http://www.ceng.metu.edu.tr/~e1347939/resimler/duygusal/Aglamak.jpg

Bu nasıl bir kaynak böyle? Duyguların inişi ve çıkışıyla besleniyor, gözlerde buğuya, rahatlatıcı bir sele ya da hıçkırıklara dönüşüyor. Bedenimiz ve ruhumuz bu ıslak temizliğe neden ihtiyaç duyuyor? Araştırmacılar, ağlama davranışıyla ilgi sorulara yanıt ararken şaşırtıcı gerçeklere ulaştılar.

 
Yaşlı bir kadın, vatanı Srebrenica'dan kaçmak zorunda kaldığı için sessiz sessiz ağlıyor.
İstatistikler, insanın yaşamı boyunca 95 litre, yani yaklaşık 10 kova gözyaşı döktüğünü söylüyor. Bu veriler, kuşkusuz genel bir bilgi sunuyor. Çünkü konuya ilişkin rakamlar insana ve kültürlere göre değişiyor. Yetişkinler, duygu yoğunluklarını gözyaşına aktarmak için genellikle 19-22 saatleri arasını seçiyorlar. Oturup ağlamaya başladıklarında, kadınlar yaklaşık 5 dakika boyunca 50 damla gözyaşı akıtırken, erkekler olayı nemli gözlerle sınırlı tutmayı tercih ediyorlar. Bir damla gözyaşı 15 miligram ağırlığında. Öyle küçük göründüğüne bakmayın, yarattığı etki çok büyük. Özellikle ağlayan bir kadın ya da bir çocuk, herkesin şefkat ve koruma duygularını harekete geçiriyor. Ancak, bazen ters etki de yaratabiliyor. Araştırmacılar 274 tecavüz olayını mercek altına almışlar ve görmüşler ki; kurban ne kadar çok ağlarsa, suçlu da o oranda saldırganlaşıyor.

Ağlama, insanın doğuştan getirdiği bir davranış motifi. Avusturyalı davranış bilimci Irenaeus Eibl-Eibesfeldt, yeni doğan bebeklere bant kayıtlarından sesler dinletmiş. Bazı seslere bütün bebekler ağlayarak tepki vermişler. Yine, kör doğan bebekler de, gören bebekler gibi içgüdüsel olarak gülmüş ve ağlamışlar.

Ağlama, çocuklar için çok önemli bir iletişim aracı. Yaşamın zor koşullarıyla yüzleşince sığınabilecekleri tek liman gözyaşları.
Çocuk doktorları, yeni doğan bebeklerin ağlarken, yüzde 12 oranında daha çok enerji kullandıklarını belirtiyorlar. Ağlamak için yetişkin insanlar da dikkate değer bir zaman ve enerji harcıyorlar. Bu zahmete katlanmanın mutlaka bir nedeni olmalı değil mi? Var da. Bebekler, gözün kornea tabakasını nemli tutan ve enfeksiyonlara karşı koruyan gözyaşını doğuştan itibaren üretiyorlar. Ama, gözyaşı bezlerine giden sinirler altı haftalık olduklarında olgunlaşıyor. Gerçek gözyaşı dökmeye o zaman başlıyorlar. Bebekler, engel tanımadan ve toplumsal kuralları gözetmeksizin ağlıyorlar.

İhtiyaç duydukları ilgi kendilerinden uzun süre esirgendiğinde, gülme davranışı giderek kayboluyor, ağlama davranışı kalıyor. Yardıma muhtaç bebek için ağlama, önemli bir iletişim aracı. Anne, bebeğinin ses tonunu tamamen içgüdüsel olarak tanıyor ve süt üretimindeki artışla tepki veriyor. Terk edilmişlik duygusundan kaynaklanan ağlamanın, doğuştan gelen bir hayatta kalma stratejisi olduğu düşünülüyor. Tensel temas yaşayamayan bebek, unutulduğunu ya da terk edildiğini sanıyor. Kulakları tırmalayan bir ağıtla ebeveyninin ya da çevresinin dikkatini çekmeye çalışıyor.

Bir başka varsayıma göre, bebekler hayatta kalabilmek için bu yolla kardeşlerini dışlamaya çalışıyorlar. Yeterli besin maddesinin bulunamadığı dönemlerde kardeşler önemli bir rakipti: Anne, bebeğe her ağladığında meme verdiği için, buna bağlı gerçekleşen hormon üretimi, yeni bir kardeşe dönüşecek yumurtanın olgunlaşmasını engelliyordu. Ayrıca, eski çağlarda ağlayan bebek çevrede bulunan vahşi hayvanların dikkatini çekeceğinden, susturabilmek için annesi sürekli yiyecek bir şeyler veriyordu.
'Die
Peki yetişkin insanları ağlamaya iten şey ne? Akraba ya da arkadaşların ölümü, aşk acısı, ayrılık, kavga, dışlanmışlık gibi acı deneyimler; evlenme, terfi, ödül gibi mutluluklar; müzik, duygusal filmler...

Hayvanlara bakıldığında, onlar bu nedenlerle gözyaşı dökmüyorlar, ama her geçen gün daha çok insan, fillerin ağladığına tanık olduğunu iddia ediyor. Hayvan terbiyecisi George Lewis, kızdığı için Sadie adlı genç filin gözyaşına boğulduğunu söylüyor. Serengeti Ulusal Parkı'nın yöneticisi Dr. Michael Boer, acı çektiklerinde ya da sevindiklerinde fillerin ağladığından emin. "Timsah gözyaşları" deyimi aslında gerçeklere dayanıyor. Yalnız, gözyaşları çeşitli duygusal heyecanlar nedeniyle değil, avını yemek için gösterişli ağzını açtığında ortaya çıkıyor. Bu hareket, gözlerine o kadar büyük baskı yapıyor ki, hayvanın gözyaşı dışarı akmak zorunda kalıyor.

Ağlamak evrensel bir olgu. Her kültür, duygusal gözyaşını tanıyor. Bu konudaki en eski edebi bulguya, Sümerlerin yaklaşık 4000 yıl önce yazdığı Gılgamış Destanı'nda rastlanıyor: Karamsarlığa kapılan Gılgamış'ın nasıl gözyaşı döktüğü ayrıntılı tasvir ediliyor.

Erkekler ağlamaz, değil mi?
Ünlü filozof Aristoteles'e göre, kadınlar erkeklerden daha heyecanlı yapıya sahip; yıkılmaya ve ümitsizliğe daha yatkın ve "utanma, özsaygı" gibi duygulara sahip olmayan canlılardı. Daha çok ağlamalarının nedeni de buydu. Bugün araştırmalar, ağlayan kadınların hayata, erkeklerden daha olumlu baktıklarını gösterdi.
Öyleyse farklılık biyolojik yapı farklılığından mı kaynaklanıyordu? Uzmanlar, kısa süre önce gözyaşı bezlerinin cinsiyete göre değişiklik gösterdiğini ortaya çıkardılar. Ama bu bulgu, bazı şeyleri aydınlatmak yerine daha da karmaşık hale getirdi, çünkü erkeklerin gözyaşı üretim sistemi kadınlara göre çok daha belirgin bir yapıya sahipti.
Ağlamak konusundaki davranış farklılığı, belki de hormonlara, örneğin prolaktine bağlıydı. Çocuklar ve gençlerde prolaktin düzeyi cinsiyetlere göre farklılık göstermiyor, ağlama davranışlarında da bir farklılık yok. Kadınlar ancak 13 yaşından sonra erkeklerden daha fazla prolaktin üretmeye başlıyorlar. Gözyaşındaki değişiklikler de bu yaştan itibaren başlıyor. Bu teze hamile kadınlar da uyuyor: Çok fazla prolaktin hormonu üretiyor ve daha sık ağlıyorlar. Ancak, bu tez henüz somut kanıtlarla desteklenemedi. Hollanda'da yapılan bir araştırmada, bir hastalık nedeniyle normalden çok daha fazla prolaktin üreten kadınlar, sağlıklı kadınlara oranla daha fazla ağlamıyorlardı.
Geleneklerin etkisini de unutmamak gerek. Birçok kültürde aileler erkekleri sert, kadınları zayıf ve narin yetiştiriyor. Yine istatistiklere göre, Çinli erkekler ancak üç ayda bir kez, Amerikalı erkekler aynı dönemde 5-6 kez, Alman erkekler 4-5 kez, İspanyol erkekler 1-2 kez ağlayabiliyorlar.
Yaşanan zamanın koşulları ve din kültürü de dikkate alınmalı. 16. yüzyılda hem kadınlar hem erkekler çekinmeden ağlıyorlardı. Bu, güçlü dini duyguları ve güçlü bir kişiliği simgeliyordu. Müslümanlarda da, söylenen ilahiler, vurgulu okunan Kur'an ve dini öyküler cinsiyet farkını hemen ortadan kaldırıyor. Dini inancı güçlü kişiler ibadetlerini gözyaşıyla daha da pekiştiriyorlar.
Yaşamımıza makinelerin girmesiyle birilikte, ortaya çıkan rekabetçi ve acımasız koşullara kariyer basamaklarını hızla tırmanmaya çalışan kadınlar da uyum sağladılar...

Ağlama konusuna Eskiçağ'da yaşayan bilgeler de açıklık getirmeye çalışmışlardı. Sokrates ile aynı dönemde yaşayan Yunanlı hekim Hippokrates, M.Ö. 5. yüzyılda ağlamanın nedeniyle ilgili şöyle bir tahmin yürütmüştü: "Ağlamanın merkezi beyinde gizli. Gözyaşı dışarı akarken beyindeki fazla sümüksü sıvıyı da birlikte atıyor ve beyni hasta olmaktan koruyor." Dönemin bilimsel bilgilerine göre, insanın karakterini belirlediği düşünülen dört vücut sıvısı (kan, sümüksü sıvı, siyah ve sarı atık) vardı. Bu sıvıların dengesi bozulduğunda insan hastalanıyordu.

İyileşebilmesi için fazlalığın dışarı atılması gerekiyordu. Hippokrates, bu olayı tanımlamak için, "temizlenmek" anlamına gelen "katarsis" kelimesini kullanmıştı. Sümük birikimi olmasa bile, ağlamak yararlıydı. Ne de olsa sürekli gözyaşı üretiliyor ve bunların dar kafatasından dışarı atılması gerekiyordu. Bu düşünce, Avrupa'da geçerliliğini Rönesans dönemine kadar korudu. Bu başarının nedeni, tezin insan fizyolojisiyle uyumlu olmasıydı: Ağlamak da kusmak, dışkı ve idrar atımı gibi işliyordu. Dolayısıyla, neden o da istenmeyen atıkları vücuttan uzaklaştırıyor olmasın? Gerçi gözyaşı diğerleri gibi kötü kokmuyordu, hem zaten duygular kötü kokamazdı ki...

Vücut sıvılarıyla ilgili bu tez, bilimsel çalışmalara 17. yüzyıla kadar temel oluşturdu.1662 yılında Danimarkalı anatomi uzmanı Niels Stensen, kadavra üzerinde çalışırken gözyaşı bezlerini keşfetti. Nihayet, gözyaşının nereden geldiği ortaya çıkmıştı. Ancak ağlama eyleminin nedeni aydınlatılamadı.

Birçok filozof, bilim insanı ve şair, gözyaşının bir "katarsis", yani temizlik etkisi olduğu fikrinde birleşiyorlardı. Fransız filozof René Descartes, ağlayabilen insanın sevme ve merhamet etme becerisine sahip olduğunu düşünüyordu. Ağlayamayan insanın içi sürekli artan bir nefret ve korkuyla doluyordu. Romalı şair Ovidius, 2000 yıl önce: "Ağlamak, öfkeyi siler", demişti.

 

http://www.netlarus.com/uploads/skull_cry_21.jpg

AĞLAMAK GÜZELDİR AMA YAZIK SİZE!!!

 

Yorum (yok) Yorum yaz!

CENNETE AÇILAN KAPI BU OLSA GEREK

 

Bu şiir adı bilmeyen Irağın herhangi bir sokağında ölen nice Mahmut'a ithaf olunmuştur.

ÇOÇUKLAR ÖLMESİN!!!

Spacer

Uzaktan bir araba geliyor
Saklanmam gerek
O seste neydi
Elini tuttuğum Mahmut yere düşerken
Anne niye ağlıyorsun
Amcam , Mahmut cennete uçtu dedi
Baba neresi cennet
Orda ekmek var mıdır dede
Ya güzel oyuncaklar
Elbiseleri temiz midir?
Baba neresi cennet
Orda da askerler var mıdır?
Hani bizim sokakta dolaşan
Geceleri aydınlık mıdır cennet
Anne Mahmut mutlu mudur cennette
Anne niye ağlıyorsun
Bende gitmek istiyorum
Mahmut'u görmek lazım
Niye sokağa salmıyorsun

Yorum (2) Yorum yaz!

Çerkes Güzeli

'Die

Yazgımın peşinden geldim köyüne,
Dostlarım dediler buyur düğüne.
Düğünde bir güzel gözleri yıldız,
Bakamadım çerkes kızın yüzüne.

Etki alanına girdim gireli,
Ben bende değilim seni göreli.
Sordum dostlarıma maral nereli,
Dediler bu köyün çerkes güzeli.

Gülüşün güneşten sıcak geliyor,
Bakışın ok olmuş yürek deliyor.
Tutuldum kız sana alem biliyor,
Bilmezden gelirsin çerkes güzeli.

Coşuyor yüreğim,kaynıyor kanım,
Karşına diz çökmek istiyor canım.
Seni kaşen görmek diler sol yanım,
Perilere kardeş çerkes güzeli.

Çalsın mızıkalar süzül oyuna,
Bakan gözler kurban olsun boyuna,
Güzelliğin haktan miras soyuna,
Huriler sultanı çerkes güzeli.

Başla selam verdim,selamı aldı,
Mızıkalar birden şeyh şamil çaldı.
Gayrı benimde bir kaşenim vardı,
Yarınıma yoldaş çerkes güzeli.

Vurun gençler vurun tahta kırılsın,
Toplansın çerkesler düğün kurulsun.
İlan ediyoruz şimdi duyulsun,
Gönlümün sultanı çerkes güzeli.

Al kısrak doru tay girsin yarışa,
Altın saplı kılınç konsun varışa.
Naralar atılsın dağlar yıkılsın,
Kazazka oynuyor çerkes güzeli.

Bir yanımda kaf dağı,öbür yanımda sen,
Biri özgürlüğüm,diğeri sevdam.
Avucunda dağlar,rüzğarım ol sen,
Eselim dağlara çerkes güzeli.  

İshak Özlü

Yorum (7) Yorum yaz!

kafkas gelini forum ana sayfa